‘Haberler ve politika’ Kategorisi için Arşiv

Bloğumu şansım için bir araç olarak kullanma vakit geldi bu çekilişe katıldım, haydi bana bol şans;)
Fotografium Canon 600D profesyonel fotoğraf makinesi hediye ediyor! Yarışmaya katılarakCanon 600D Manfrotto tripod ve Kata sırt çantası kazanma şansı yakalayın!
http://blog.fotografium.com/fotografium-canon-600d-hediye-ediyor/
sayfasını ziyaret ederek yarışma hakkında diğer bilgilere ulaşabilirsiniz.

Reklamlar

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Küba’ya gidenlerin ortak söylemidir, “Zaman burada sanki durmuş!” derler. Bu cümleyi genellikle, 1950’lerin Amerikan arabalarını görünce, Malecon’daki koloniyel evlerin önünden yürürken, kalınan evlerin bazılarında Sovyetler Birliği’nden kalma nostaljik buzdolapları kullanıldığında ya da sokaklardaki “Ya Sosyalizm ya da Ölüm”, “Venceremos”, “Her şey Devrim İçin” sloganlarını gördüklerinde söylerler.

Küba’yı ilk defa görenlerin edindikleri ilk birkaç izlenimden bazıları böyle olsa da, 2003’ten bugüne, beş defa Küba’yı ziyaret ettikten sonra bence kesin olan şu ki; Küba’da bazı şeyler sanki hiç değişmiyormuş gibi gözükse de aslında hiç değişmeyen, adanın sürekli değişim içinde olduğu gerçeği!

50 yıllık ABD ablukası yüzünden işler zaman zaman yavaş da ilerlese, ülke yöneticileri Küba insanına daha iyi ekonomik koşullar sağlamak için çeşitli denemeler de yapsalar, genel gidişin iyiye doğru olduğu apaçık ortada.

Birkaç örnek;

Uluslararası konuşmak zor da olsa adada cep telefonunun çekmediği yer yok. Bu konuda tek pratik sorun, teknik problemler nedeniyle sizi arayanların numarasının görünmemesi. Buna hazırlıklı olmanız gerekiyor.

Başta Havana’da olmak üzere oldukça fazla yeni konut yapılmış ya da yenilenmiş durumda. Havana–Trinidad arasında giderken Venezüella ile ortak yapılmış yepyeni yerleşke projeleri gördüm. Ayrıca Havana National Hotel’in hemen yanındaki toplu konut bloku tamamlanmış, insanlar taşınmış bile. En son 2005’te gittiğim Vinales kasabası hem o tertemiz sadeliğini ve basitliğini koruyor, hem de ana caddesi boyunca yepyeni evler, Küba’nın doğasına, insanına, dokusuna uygun olarak inşa edilmiş veya yenilenmiş.

Adadaki otobüs seferleri arttırılmış. Turistlere yönelik hizmet veren Viasul otobüs şirketinin güzergahları çeşitlenmiş. Havana’da artık “Deve” olarak adlandırılan, TIR’dan dönüştürülmüş otobüsler gitmiş, yerlerini Çin malı körüklü otobüsler almış. Gökyüzü alabildiğine geniş, geceleri yıldızlar pırıl pırıl çünkü konutlar yapılırken ne görsel kirlilik var ne de aşırı dikine yapılaşma. Işıklı veya ışıksız reklâm da olmadığından görsel kirlenme hiç yok.

Pazar yerlerindeki sebze ve meyve çeşitliliği artmış, domateslerin rengi yeşilden, kırmızıya dönmüş. Papaya, mango vb. tropik meyveler, fasulye, pirinç, yeşil biber, patates, kabak, havuç, mısır bol. Vinales’te tarlalarda Türkiye’de olmayan Yuka sebzesi ile tanıştım yeni olarak. Patates gibi yetişen, çok lifli, çok doyurucu, Güney Amerika’ya ve bu enlemde bulunan bütün sub-tropik ülkelere özel, dünyada karbonhidrat zengini üçüncü sebze.

Sanatın bütün dalları Küba’da çok yaygın, özellikle resim sanatı. Havana bu konuda en başta gelse de gittiğiniz her yerde Kübalı sanatçıların galerilerini, sergilerini görmek mümkün. Havana’daki Devrim Müzesi’nin hemen arkasındaki Ulusal Sanat Müzesi kaçırılmaması gereken bir yer. Devrim öncesi dönemden başlayıp, Batista Dönemi, Devrim Dönemi ve günümüz sanatçılarına ait resimlere bakarken bu sanatın gelişimini ve Devrim’in sanatçılar üzerindeki etkisini görebiliyorsunuz. Serginin bir bölümü çocuklara ayrılmış; çocukların gözünden Küba!

Ortalama maaşın 20 CUC, yani yaklaşık 16 Euro olduğu Küba’da, ev kiraları evin durumuna göre yarım veya bir CUC olarak değişiyor. Yani gelirin en fazla 20’de 1’i kadar. Sağlık ve eğitim parasız, gaz, elektrik, su ve telefon gibi giderler de en fazla bir CUC gibi; temel gıdalar devlet tarafından karne sistemi ile karşılanıyor.

50 yaşındaki Devrim’in kazanımlarına kapitalist sistem ve gelişmiş olduğu söylenen ülkeler ne kadar sırtını dönse ve görmezden gelse de Birleşmiş Milletlerin İnsani Gelişmişlik Raporu’nda Küba hep üst sıralarda, “Yüksek Gelişmişlik Sınıfı”nda yer aldı.[1]

Havana’daki 20. Uluslararası Kitap Fuarı’nı son gününde yakalayabildik. 11 milyoncuk ülkede, binlerce insanın fuarı ziyaret etmesi, bu gelişmişliğin göstergelerinden biri değil de nedir? Ne yazık ki, Türkiye’den bir yayınevini de gözlerimiz çok aradı ama bulamadı.

Vinales’teki “Casa de la Abuelo”da, büyük anne ve büyük babaların sosyal kulüplerinde, duvarda Fidel’in fotoğrafı ile şu söz var: “Yaş sadece yaşla ilgilenenleri ilgilendir, ben sadece yaşamaya bakarım.”

Yaşlılarına ve çocuklarına sahip çıkan, onları koruyan kollayan devlet, geçmişine de, geleceğine de sahip çıkar. Küba’nın okullarında, pırıl pırıl giyinmiş, aydınlık yüzlü öğrencilerin neşeli yüzlerinde, doğum kontrol ve gözetim istasyonlarında anne adaylarına sunulan özenli hizmetlerde, büyükanne ve büyükbabaların sabah evlerinden alınıp, akşam da yeniden evlerine bırakıldığı sosyal kulüplerinde hep bu sahiplenilmenin, geleceğe duyulan güvenin izlerini gördüm.

Vinales’te bizi evinde ağırlayan tütün işçisi Suibo’nun, 75 yaşındaki, yeşil tütün işçisi tulumu giyen çelik gibi babası ile tanıştığımızda, Pinar Del Rio Üniversitesi’nde tıp okuyan oğluyla, Küba ve dünya üzerine sohbet ettiğimizde hep mutluluğu ve güveni gördük.

Küba’ya her giden kendi Küba’sını keşfeder. İnsanına, sokaklarına, evlerine baktığınızda gördüklerinizi, yaşadığınız kapitalist sistemin kirlenmişliğinden arınmaya çalışarak, Küba’nın kendi şartlarını göz önüne alarak değerlendirmeye çalışın. Havana’da sizden 1 CUC isteyen bir Kübalıya rastladığınızda, bu durumun neden Vinales’te, Trinidad’da, Baracoa’da gerçekleşmediğini düşünün.

“Basit yaşayacaksın, mesela susayınca su içecek kadar basit.”

Küba’daki yaşamın, Yalçın Ergir’in bu sözlerindeki gibi basit, sade yaşandığını, bütün insanlığa örnek olacak kadar da yeterli olduğunu ve zenginliğini görmeye çalışın. Çok tüketmek değil, akıllı üretmenin ve tüketmenin, beraberce topyekûn kalkınmanın, gelişmenin, ortak kaderi beraber tayin edip paylaşmanın, dayanışmanın, kendi kendine yetme iradesinin bütün izleri orada…

Siz de keşfedin…

Cuba Si!

dipnot:

[1]. Türkiye bu raporlarda “Orta Sınıfta” yar almaktadır. 2010 raporunda 83. sırada yer bulmuştur. Bu Index’e göre İnsani Gelişmişlik olarak bizden daha ileride olan Küba’dan başka listede yer bulan bazı ülkeler Iran Islam Cumhuriyeti, Venezuela, Hırvatistan, Romanya, Trinidad ve Tobago göze çarpmaktadır.

Şerwan Hameran; müzik kullanılan ismin önündedir

Müziğini Red Rap olarak tanımlayan, sanatın mekanının yaşamın merkezindeki sokak olduğuna inanan, ‘’yeraltı çalışmaları’’ ile muhalif müziğe farklı bir cepheden katkı koyan Şerwan Hameran ile Yurtsuz.net olarak bir söyleşi gerçekleştirdik.

—Müziğe ilgin ne zaman, nasıl başladı ve gelişimi nasıl oldu?
Yaklaşık olarak 1999 yılında müzik yapmaya başladım…2001 ve 2003 yıllarında elden dağıtılmak üzere iki demo yaptım. Uzun bir süre çok aktif olarak ilgilenemedim müzikle fakat daha sonra 2006 gibi Baran ( kardeşi) ile Nefs’ül Alem isimli grubumuzu kurduk, beraber 6 parça kaydettik ve internet üzerinden sunduk. Şu anda Nefs’ül Alem aktif değil, Şerwan Hameran olarak üretime devam ediyorum.

—Bütün bu süreçte müzikal anlamda ilgi konuları değişti mi?

Dinleyici olarak her tür müziği dinlemeye çalışıyorum mutlaka, bir de beatlerimi de (alt yapı) kendim hazırladığım ve rap içinde müzikal anlamda her müzik türünden sample’lar kullanılabileceği için olabildiğince fazla tür dinlemek gerektiğini düşünüyorum…Son dönemde tercihim daha akustik beatler…

—Hameran ya da Nefs’ül Alem ne demek? Neden böyle isimler tercih ediyorsun? Amaç marjinal olmak mı, orjinal olmak mı yoksa müziğinin kendisi mi bu kavramları üretiyor?

Hameran “kalem oynatan” anlamında. Müziğimin söz yazımı aşamasına atıfta bulunuyor. Nefs’ül Alem ise “dünyanın ruhu” demek, tam olarak kelime anlamı için kullandık. Müziğimin kendisi bu anlamları üretiyor mu? Yaptığımız müziğe uygun isim kullanıyoruz da denebilir Hameran örneğindeki gibi. Marjinal ya da orjinal olmak gibi bir kaygım yok neticede müzik kullanılan ismin önündedir, kullanılan isim ile marjinal ya da orjinal olunabileceğine de inanmıyorum…

—“Red Rap” tabirini kullanıyorsun, ne anlaşılması gerekiyor? “Red Rock”, “Red Jazz” daha önce duyulmadık tabirler.

“Kızıl rap” demektir, buradan devrimci/muhalif içerikli bir müzik yapıldığı anlaşılabilir. Rap’in kendi kültürü, dili, ifade biçimi ile harmanlanıyor, bu dil ve kültür insanların çok alışık olmadığı bir yapı. Rap’in sunduğu olanaklar müzikal ve kültürel anlamda sınırsızdır, bu müzik türü ile uğraşan her insan kendi dünyasına kolaylıkla uydurabilir.

—Müziğiniz çok anlaşılır görünmüyor, hızlı ve müzik yoğun tempoda sözler ne kadar güçlü olursa olsun etkisi zayıflıyor. Sizi anlamak için emek harcamak mı gerekiyor yoksa herkes sizi anlayabilir mi? Bir tercih dayatması yok mu?

İsteyen ve ön yargılı olmayan herkesin anlayabileceğini düşünüyorum. Bir de herkes dinleyip keyif almak zorunda değil, böyle bir mecburiyet yok. Emek değil de vakit gerektirdiği bir gerçek gibi. Örneğin kitap ya da gazete okurken rap dinlemek zor.

—Rap müziği ekollerin neresinde görüyorsun? Rap’in kendine özgü bir müzik estetiği olduğuna inanıyor musun?

Rap ABD’de yaşayan siyahların ve latinlerin yarattığı bir tür. Sokağın kendi olanakları, dinamikleri ile ortaya çıkmış ve gelişmiş. Dünyanın her yerinde “öteki” nin müziğidir. İlk Türkçe rap’i Almanya’da yaşayan Türklerin yapması tesadüf değil. Her müzik türü ve kültür ile sürekli bir etkileşimi söz konusu. Birçok türden etkilenmiş ve etkilemiş. Dolayısı ile ekol bazında düşünüldüğünde çok önemlidir. Rap’in elbette kendine özgü bir müzikal estetiği mevcut fakat teknik olarak insanlara yabancı geliyor, sonuçta bir “loop” müziği, yapısı “kes-kopyala-yapıştır”. Örneğin en çok duyduğum eleştiri, kullandığım bir melodinin “çalıntı” olduğu yönünde, oysa rap “sample” müziğidir. Sonuçta kullandığım melodinin bana ait olduğunu iddia etmiyorum, onun üzerine “başka bir şey” inşa ediyorum..

—Sokak ile sanat arasındaki bağı nasıl kuruyorsun?

Burada sanat kavramını biraz açmak gerekiyor. Nereden bakıp yorumlayacağız? Örneğin Jazz siyahların yaşadığı bölgelerde, genelevlerde icat olmuş, çalındığı mekanlarda sürekli kavga çıktığı için “lanetli müzik” olarak etiketlenmiş fakat şimdi literatürde yeri var ve en azından benim aklıma nispeten elit bir dinleyici kitlesini getiriyor. Blues plantasyon tarlalarının ürünü, temel enstrümanı mızıka-kolay taşınabilir olduğu için- fakat şu dönemde tarlalarda -ya da ait olduğu kültürel alanda- çalınmıyor. “Sanat sokaktan doğup salonlara transfer oluyor” denilebilir belki. Rap özelinde bu durumdan ayrılabilir, sokakta doğmuştur fakat yapısı icabı “salon müziği” olmaya çok müsait değil.

—Rap müzik için özentilik diyenler var. Amerikalı rapçilere özenildiği, onların taklit edildiği söyleniyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsun?

Rap müziğin daha ziyade birşeylere özenmeye müsait bir kitleye hitap ettiği-en azından Türkiye’de- gerçek. Fakat bu taklit etme ve özenme boyutlu eleştirileri çok gereksiz ve sert bulduğumu söylemeliyim. Neticede bu bir kültür! Rock dinleyenler ya da jazz dinleyenler (ya da icra edenler) kime özeniyor? Amerikan rap’inin piyasaya hakimiyeti veya rap’İn doğuşunun o bölgede olması ile ilgili olabilir eleştirilerin kaynağı fakat latin kökenliler de, Fransızlar da, Araplar da rap yapıyorlar…

—Amerika ve Avrupa’da bu müziği yapanların büyük kısmı sexist/cinsiyetçi/kadın düşmanı, homofobik. Türkiye’de bu türün Batıdaki benzerlerinden farkı ne?

Türkiye’de de benzer şeyler duyulabilir. Fakat bu şekilde yaklaşılması da çok doğru değil. Örneğin ABD’de Dead Prez, Immortal Technique gibi rap müzisyenleri başka bir yolu tercih ediyorlar. Fransa’da Kenny Arkana örneği mevcut. Neticede kişisel hadiseleri bir kültürün geneline yaymak çok mantıklı değil gibi. Bir de rap müziği -avantajı olduğu kadar handikapı olarak ta değerlendirilebilir- şartlara çok kolay uyum sağlayabiliyor. En önemli rap gruplarından Public Enemy politiktir. FBI, Kara Panterler Partisi için “Public Enemy Number One” ifadesini kullanıyordu. “Bir numaralı halk düşmanı”. İlk albümlerini 1987 yılında çıkaran Public Enemy’nin grup ismi bu ifadeye göndermedir. Fakat sistemin en önemli oyunlarından biri içini boşaltıp tekrar sunmak. Rap’in başına gelen de biraz bu. Toplumsal muhalefet arttığı oranda rap’te muhalifleşecektir.

—Parçalarını internet üzerinden yayınlıyorsun. Albüm yapmayı düşünüyor musun? Seni dinlemek isteyenler nasıl ulaşabilirler müziğine?

Albüm dendiğinde bandrollü/ticari bir albüm anlaşılabilir, böyle bir planım yok. Fakat bandrolsüz bir albüm üzerinde çalışıyorum, yaklaşık 18-19 parçalık. Her şeyi kendi imkanlarımız ile yapacağımız, “yeraltı” bir çalışma olacak.Myspace sayfam ve facebook sayfam var oradan tüm çalışmaları takip edebilirler.

http://www.myspace.com/hameranhttp://www.facebook.com/pages/Serwan…87549911257062

http://www.yurtsuz.com/News.aspx?tt=…id=557&fileid=

 

“Fransa’da emeklilik yaşı protestlarında, göstericilerin en güzel pankartlarından biri.”

“Halkın Öfkesine Kulak ver!!!!”

Halkın Öfkesine Kulak Verin!

fransa'da emeklilik yaşı protestlarında, göstericilerin en güzel pankartlarından biri.